- Katılım
- 21 Nis 2025
- Mesajlar
- 300
- Tepkime puanı
- 53
NOT : Leon sikolette kendi şahsi blog yazımdan alınıp kendim tarafımdan paylaşılmıştır terlif hakkı geçerlidir iyi okumalar
10 Şubat 2026 Salı Ölüm ve Ahlaki ölüm arasındaki fark orjinal yazı sayfası
Bu yazıyı yazarken tabii ki ölüm gibi bir şeyden bahsederken iyi olmaya sebebiyet yoktu. En kötü zamanımı seçmiş olabilirim. Aslında pek kötü değil; ufaktan bana gelmeye başladıkları zamanı seçtim. Uzun lafın kısası, kötü bir ruh hali içinde yazıyorum. Neyse, her neyse...
Öncelikle ölümü anlamak için işin biyolojik tarafına bakmak lazım. Biyolojik olarak canlı bir yaşamın sona ermesi, beyin ve kalp fonksiyonları
nın son bulması biyolojik tarafıdır. Bu kadar kısa olsa da en uzun tarafı felsefi tarafıdır şüphesiz. İşin en korkunç ve benim de korktuğum tarafı, kaçınılmaz bir son olması olabilir.
Eğer ki işin felsefi tarafına bakarsak işlerin arpa sardığını fark ediyorum. Şüphesiz daha çok varoluşsal anlamda bir ölüm; bireyin varlık ve yaşam amacını, ruhani varlığını kaybetmesi diye yorumluyorum ben felsefi ölümü. Kısaca klişe bir laf olan “yaşam ile var olmak arasındaki farkın yok olması” diyebilirim. Şüphesiz birey fiziksel olarak ne kadar karşında duruyor olsa da içsel ve ruhsal anlamda bir boşluk içindedir. Kaçınılmaz bir sondur tabii. Dini inançlar doğrultusunda ölümü tatmayan insanlık, ölüm hakkında binbir şey söyleyip durur.
İşin ahlaki ölüm tarafına ise bakacak olursak bireyin empati, vicdan ve değer sistemini yitirmesi gibi durumlarda yorumlanır. Tabii ben de öyle yorumluyor olabilirim, pek bir fikrim yok açıkçası. En çok ahlaki ölümde örnek göstereceğim konular; başka bir bireyin acısına duyarsız olmak, doğru yanlış ayrımının öneminin kaybedilmesi, sadece çıkar odaklı bir düşünce gibi gibi vesaire. Tabii bazı yorumlara göre de felsefi ölüm nihilizme kapı açabilir, ahlaki ölüm aşırı nihilizmin sonucu olabilir. Şahsen katıldığım bu yorumların üstüne de yorum yapılabileceğini sanmıyorum.
Peki şunu da buraya yazmadan geçemeyeceğim: İnsan gerçekte ne zaman ölür?
Biyolojik bakış açısıyla yukarıda örnek verdiğim gibi önemli bir organın çalışmayı durdurması ile biyolojik ölüm gerçekleşir. Felsefi bakış açısıyla buna yorum yaparsam eğer, insan yaşamın anlamını tamamen kaybettiğinde ölmeye başlar. Ahlaki bir bakış açısında ise insan vicdanını ve empatisini kaybettiğinde insanlıktan nasibini kaybettiği için ölür. Dini olarak ise tek yorum şudur: İnsan ruhu bedeni terk ettiğinde ölür. Tabii benim her zamanki bu konudaki görüşüm; önce anlamın ölmesi, sonra değerlerin ölmesi, en sonunda ise bedenin ölmesi olacaktır.
Okuduğunuz için teşekkürler. - Leon Sikkolette
10 Şubat 2026 Salı Ölüm ve Ahlaki ölüm arasındaki fark orjinal yazı sayfası
Ölüm ve Ahlaki ölüm arasındaki fark
Bu yazıyı yazarken tabii ki ölüm gibi bir şeyden bahsederken iyi olmaya sebebiyet yoktu. En kötü zamanımı seçmiş olabilirim. Aslında pek kötü değil; ufaktan bana gelmeye başladıkları zamanı seçtim. Uzun lafın kısası, kötü bir ruh hali içinde yazıyorum. Neyse, her neyse...
Öncelikle ölümü anlamak için işin biyolojik tarafına bakmak lazım. Biyolojik olarak canlı bir yaşamın sona ermesi, beyin ve kalp fonksiyonları
nın son bulması biyolojik tarafıdır. Bu kadar kısa olsa da en uzun tarafı felsefi tarafıdır şüphesiz. İşin en korkunç ve benim de korktuğum tarafı, kaçınılmaz bir son olması olabilir.
Eğer ki işin felsefi tarafına bakarsak işlerin arpa sardığını fark ediyorum. Şüphesiz daha çok varoluşsal anlamda bir ölüm; bireyin varlık ve yaşam amacını, ruhani varlığını kaybetmesi diye yorumluyorum ben felsefi ölümü. Kısaca klişe bir laf olan “yaşam ile var olmak arasındaki farkın yok olması” diyebilirim. Şüphesiz birey fiziksel olarak ne kadar karşında duruyor olsa da içsel ve ruhsal anlamda bir boşluk içindedir. Kaçınılmaz bir sondur tabii. Dini inançlar doğrultusunda ölümü tatmayan insanlık, ölüm hakkında binbir şey söyleyip durur.
İşin ahlaki ölüm tarafına ise bakacak olursak bireyin empati, vicdan ve değer sistemini yitirmesi gibi durumlarda yorumlanır. Tabii ben de öyle yorumluyor olabilirim, pek bir fikrim yok açıkçası. En çok ahlaki ölümde örnek göstereceğim konular; başka bir bireyin acısına duyarsız olmak, doğru yanlış ayrımının öneminin kaybedilmesi, sadece çıkar odaklı bir düşünce gibi gibi vesaire. Tabii bazı yorumlara göre de felsefi ölüm nihilizme kapı açabilir, ahlaki ölüm aşırı nihilizmin sonucu olabilir. Şahsen katıldığım bu yorumların üstüne de yorum yapılabileceğini sanmıyorum.
Peki şunu da buraya yazmadan geçemeyeceğim: İnsan gerçekte ne zaman ölür?
Biyolojik bakış açısıyla yukarıda örnek verdiğim gibi önemli bir organın çalışmayı durdurması ile biyolojik ölüm gerçekleşir. Felsefi bakış açısıyla buna yorum yaparsam eğer, insan yaşamın anlamını tamamen kaybettiğinde ölmeye başlar. Ahlaki bir bakış açısında ise insan vicdanını ve empatisini kaybettiğinde insanlıktan nasibini kaybettiği için ölür. Dini olarak ise tek yorum şudur: İnsan ruhu bedeni terk ettiğinde ölür. Tabii benim her zamanki bu konudaki görüşüm; önce anlamın ölmesi, sonra değerlerin ölmesi, en sonunda ise bedenin ölmesi olacaktır.
Okuduğunuz için teşekkürler. - Leon Sikkolette
